24 Ocak 2014 Cuma

Seni unutmayacağız Uğur Mumcu











Seni unutmayacağız Uğur Mumcu.

Aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 24 Ocak 1993’te yitirdiğmiz Uğur Mumcu, bugün tüm yurtta etkinliklerle anılacak. Haftalardır yolsuzluk ve yargıya yönelik ardı arkası kesilmeyen haberlerle çalkalanan Türkiye’de, Mumcu’yu her geçen gün daha çok özlüyoruz. Mumcu’nun yıllar önce yolsuzluk ve bağımsız yargı temalarıyla kaleme aldığı konulara baktığımızda güncelliklerini nasıl hâlâ koruduklarına şahit oluyoruz.
Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi olan yolsuzluk soruşturmasında yapılan teknik takip sonucunda, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın TÜRGEV Başkanı Ahmet Ergün’e, işadamı Ali Ağaoğlu’nun arazisiyle ilgili talimat verdiği ortaya çıkmıştı. Kayıtlara göre Erdoğan, Ergün’e “Bu Ağaoğlu’nun bize bağışlayacağı araziyi takip etmemiz gerekiyor, o zaman onu sen yap”dediği iddia ediliyor. 30 Mayıs 2013’te gerçekleşen görüşmede yine iddialara göre Erdoğan, Ergün’e“Altunizade’dekinin tapusunu aldık” diyor. Ergün de “Öyle mi, tamam elhamdülillah” diye karşılık veriyordu.
Uğur Mumcu’nun 1 Mart 1987’de kaleme aldığı “İmambayıldı” başlıklı yazı, “Elhamdülillah Müslümanız” sözünün nasıl kullanıldığını anlatıyordu. Mumcu, şöyle diyordu o yazısında:
... Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi, artık bu sömürünün sonu gelmez... Din ticareti ile meşgul olanlara bakın, hemen hemen hepsi milyarder. Yalnızca Türk Lirası ile milyarder değil bunlar, dolar milyarderi, mark milyarderi olmuşlardır birçoğu. Oh ne kolay!.. Çek bir besmele, gelsin paralar... Finans kuruluşları, şirketler ve bu finans kuruluşları ve şirketler aracılığı ile kazanılan milyarlar... Elhamdülillah Müslümanız!.. Elhamdülillah milyarderiz!... Bir kolumuz siyasette, öbür kolumuz ticarette, ayaklarımız da tarikatlarda... Bir üçgen bu... Ticaret, siyaset ve tarikat üçgeni... Bunlar dindarın sahtecileridir. Zavallı yoksul Müslüman yurttaşların kanlarını emenler de bunlardır. İnanç sömürücüleridir bunlar... Atatürk’ün laiklik ilkesinin ne kadar yararlı, ne kadar gerekli olduğunu, bu din sahtecileri ortaya çıkınca daha iyi anlıyoruz...”
Devleti soymak için politikacı kılığına girenler’
Yalnız bu değil elbette... Gazetecilik yaşamını yolsuzlukla savaşıma ayırmış bir isim olan Mumcu, bugün tartıştığımız konulara ışık tutan onlarca kaleme almıştı. Bunlardan bir diğeri, 22 Mart 1976 tarihli, “Çete...” yazısıydı. Mumcu, o yazısında “Bazı ülkelerde, bazı kimseler, devleti soymak için, politikacı kılığına girerler. Bunlar partilerde, Parlamentolarda boy gösterirler. İthalat, ihracat, banka soygunu gibi işleri siyasal ilişkilerle yürütürler. Bunlar da çetedir. Çetelerin en aşağılığı da bunlardır. Bunlar yüzlerine, devlet adamı maskesi takıp halkı soyarlar. Allah’a çok şükür, memleketimizde böyle çeteler yoktur...” diyordu.
Solcuyla vur, öldür; sağcıysa sırtını sıvazla’
Yine 15 Ocak 1976’daki “Bir Örnek” başlıklı yazıda, devletin nasıl devlet olmaktan çıkacağını özetliyordu:
...Bir toplum böyle çöker işte. Devletin yerini kaba kuvvet alır, susulur. Yasanın yerini Allah alır, korkulur. Yolsuzluklar, cinayetler birbirini izler, eller kollar bağlanıp götürülür. Vuran vurur, öldüren öldürür ve bütün bunlardan sonra bir ‘çete’ gelir ve devleti teslim alır. Solcuysa, vur, öldür, havan ateşi aç, yol ortasında sırtından kurşunla, işkencede öldür, hücrelere at; sağcıysa, sırtını sıvazla, parlamento kürsüsünden savun, mahkeme tutanağında öv... Devlet bu mudur? Bu mudur devlet?..”
Muhalefet ne yapıyor? Bir iki bildiri...’
Mumcu’nun muhalefete de bir çift sözü vardı aynı yazısında; “Etkin muhalefet” isteyenler için:
Ya buna karşı muhalefet ne yapıyor? Bir iki öfkeli bildiri, iki üç açıklama... Sonra? Sonrası koskoca bir hiç. Cinayetler yeniden birbiri ardından işleniyor. Yine kanlı mezar taşları çoğalıyor. 190 muhalefet milletvekiline rağmen sırtını iktidar partilerine dayamış çeteler, ülkede kol geziyor. Bu 190 kişi, 1950 yılından bu yana, CHP’nin Parlamento’da elde ettiği en büyük çoğunluktur. Bir de 1957 yılındaki CHP’yi düşünün, bir de 12 Mart sonrası CHP’yi anımsayın. Bu çoğunlukla böylesine suskunluğun amacı ne olabilir acaba?”
Bir gün sıra Genelkurmay başkanlarına gelir’
Onlarca yazısıyla bugüne ışık tutan Uğur Mumcu’nun 26 Nisan 1989 tarihli “Hukuk Devleti” başlıklı yazısıyla bitirmek bu yazı için en ideal son olacaktır:
...Bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı işlenen bir suç olarak görülmedikçe, bu gibi olaylarla daha çok karşılaşırız. Hukuk devleti ve yargı güvencesi herkese gereklidir. Sıradan yurttaşlara olduğu kadar, bir gün cumhurbaşkanlarına, başbakanlara, bakanlara, Genelkurmay başkanlarına ve generallere de!..”
Mumcu işte bu yazıları nedeniyle ölümsüzdür...
* * * * * * * * * *
Uğur Mumcu'yu saygı ve minnetle anıyoruz...

UĞURLAR OLSUN
İşte Uğur Mumcu’nun 7 Ocak 1993 tarihinde Cumhuriyet’te yayınlanan “Mossad ve Barzani” başlıklı yazısı:

Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişkiMOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD,İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?

Barzani 'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.
MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.
* * *
Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı 'ndan sonra, MOSSAD 'ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sayfa.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel'in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak 'tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.

1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması 'ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından "Kürdistan Demokratik Partisi"ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.

Barzani 'nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dış işleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor.

MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail 'in Tahran 'daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.

Nimrodi 'nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani 'nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sayfa. 328-329) Kitapta, MOSSAD'dan Kürtler 'e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sayfa.328)
* * *
70 'li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu?
Kitaba göre sürüyor. "Körfez Savaşı sırasında Irak 'ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv'e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sayfa.521) Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, simdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor.
MOSSAD, Barzani'ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Kitapta, Mesud Barzani'nin İsrail 'e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyorki daha da sürecek...Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek...
İlgi belli...
Ilişki de belli...
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD 'ın Kürtler arasında?
Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değilmi?

Uğur MUMCU( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993)

S.Y Tarih Tarih

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder