22 Aralık 2008 Pazartesi

Demokratlık Ne Demektir

Demokratlık ne demektir ( Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER )

Demokratlık ne demektir? Bu zor bir sorudur. Bu zor soruya, 1993 yılından bu yana “Kopenhag Kriterleri’ne bak, öğren”, karşılığı veriliyor. Kopenhag Kriterlerine baktık. Öğrendiklerimiz şunlardır:Demokratlık, her şeyden önce, ekonomide “rekabetçi serbest piyasa ekonomisi”ni benimsemek demektir.

Bu ekonomi “rekabetçi”dir; yani devlet, kamu iktisadi teşebbüslerini, okulları, hastaneleri, vb. mal-hizmet üretici kuruluşlarını kapatmalıdır.Devletin ekonomide yer alması, anti-demokratlıktır.
O halde demokrat, özelleştirmelere devam etmelidir. Bu ekonomi “serbest”tir; yani ülke yabancı sermaye gruplarına ve tekellere tam olarak açık olmalıdır. Ülkemin çıkarı diyerek hiçbir mal ya da hizmetle ilgili olarak engel çıkarmamalıdır.Sistem tam olarak “liberalize” edilmiş olmalıdır. İktisadi açıdan “açık toplum” yaratılmalıdır.

Bu ekonomi piyasa ekonomisidir; yani piyasa dışında hiçbir kuvvet –yani devlet–, planlama gibi araçlarla iktisadi sisteme müdahale etmemelidir. Planlama, bürokrasi demektir. Bürokrasi ise kapalı ve otoriter bir güç yumağıdır; özel şirketler ve tekeller karşısında, en az onlar kadar uzmana, bilgiye, değerlendirme gücüne ve eylem yeteneğine sahiptir. Böyle bir yetenek, piyasaları sınırlandırır.

Piyasayı sınırlandıran her şey, özgürlükleri sınırlandırmak anlamına gelir; demokrasi zarar görür.Demokratlık, ikinci olarak, rekabetçi serbest piyasa sisteminin çalışması için gerekli siyasal ortamın sağlanması ile gerçekleşir.

Yurttaşlık, demokrasinin artık eski zamanlarda kalmış unsurudur. Siyasal sistem, başka ülkelerin tâbiyetlerine de açılmalıdır: “Açık sistem”, “Açık toplum”. Azınlıklara, farklı etnik kimliklere, farklı dinsel inançlara, ve benzerlerine tam serbestlik verilmelidir. Bu, mülkiyet haklarını ve sözleşme özgürlüklerini de kapsamalıdır.

Bütün bu kesimler, mülkiyet hakları başta olmak üzere, iktisadi araçlar edinme ve toplumda belli bir iktisadi-toplumsal-siyasal güç olma araçlarıyla donatılmalıdır.

Vakıf, dernek örgütlenmeleri serbestleştirilmelidir; ifade özgürlüğü sağlanmalıdır.
Bir parantez açarak örneklendirirsek, Kilise “laikliğin saldırısı”ndan söz edebilmeli, buna karşı örgütlenme ve mücadele etme araçlarıyla donatılabilmelidir.

AB Kopenhag Kriterleri asıl olarak eski sosyalist ülkeler için geliştirilmişti; Türkiye için de geçerli oldu. Kilise’nin özgürleştirildiği demokratlık, liberal Avrupa için çelişki oluşturmuyor; çünkü, kendisinin iktidarını sağlamlaştırıyor.

Ama bütün dünyanın gözünde Avrupa, böylece 1789 Özgürleşmesi ile gelen değerleri reddettiğini ilan ederek, kendi geliştirdiği “ilericilik” tanımına göre “gerici”leştiğini açığa vuruyor.
Bir zamanlar demokratlığın tanımını laiklik ilkesinde bulan Batı, şimdi demokratlığı dinsel inanç ve tarikat örgütlenmelerinin serbestleştirilmesinde buluyor.

Demokratlık, iktisaden rekabetçi serbest piyasa ekonomisi ve siyaseten bunun işlemesini sağlayacak siyasal ortamı sürekli yönetmeyi mümkün kılacak bir “bürokrasi” yaratmaktan geçiyor.Kopenhag Kriterleri diliyle “müktesebata uyum” adı verilen bu ölçüte göre, demokrat olmak “twinning projeleri yapmak”tan geçiyor. Türkçesiyle “eşleştirme”. Örneğin Çek Cumhuriyetinin milli eğitiminde AB kurallarının yerleştirilmesi için, İngiltere Çek’in “eş”i oluyor; Çekler müktesebatı bu ülkenin yardımı ve gözetimiyle yapıyor.

Bu, “üye olmadan önce” de yapıldığı için Türkiye’de de yapılıyor. Yani, 19. yüzyılda Fransızların Osmanlı maliye sistemini reforma tabi tutmak için gönderdikleri komisyonlar ya da Türkiye’ye OECD, BM ya da ABD ve Hollanda gibi ülkelerce gönderilen teknik yardım heyetleri, şimdi “eşleştirme”nin ürünü olarak iş görüyor.

Ülkelerin, dünyanın başlıca emperyalist ülkeleriyle “eşleştirilmesi” yoluyla varlıklarının can damarına giriliyor....

İşte bu usulü “modern zamanın gereği” diye kabul etmek ve “eş”in söylediği reformları yapmak, demokratlık yolunu açıyor.İçeride liberal, İslamcı, ayrılıkçı ve yenisolcu sesleniyor: Kopenhag Kriterleriyle demokratikleşeceğiz!Bu demokrasi tanımı gerçek bir tanımdır: Batı liberal demokrasisi budur.

Tarafımızdan tüm unsurlarıyla reddedilmektedir.Demokratlığın yolu bu basamaklardan geçmez.
Bu basamaklara her değiş, diktatörlüğe gider.

Demokratlığın yolu, ülkemizin tam bağımsızlığından; kalkınmasından; toplumsal eşitlik hedeflerini benimsemekten geçer. Bu temel değerler ise devletçilik –planlamacılık– piyasaya kamu sektörü öncülüğü üzerinde yükselen güçlü bir yönetsel sistem yaratmaya bağlıdır.

Bu demokrasi tanımını reddedenler, bu tanımı “bürokratik otoriterlik”, “baskıcılık” diye nitelendirenler haklıdır; bu demokrasi, insanlığı ve halkları özgürce yaşabilecekleri ülkelere sahip olma hakkından yoksunlaştıran piyasayı sınırlandırır; piyasacı aktörlerin “serbestlik” dediği pervazsızlığına son verir; mülkiyet haklarını toplumsal-kamusal ihtiyaçlar doğrultusunda yönlendirir; ülkeyi, ülke için gerektiği ölçüde yabancı tekelci açgözlülüğe kapatır; bunların ülkedeki faaliyetlerine ülke çıkarına olduğu oranda izin verir.

Gerçekten de ne büyük tutsaklık! Ne otoriter sistem! ... Piyasacılar ve habire ürkek gezen tekeller için ne anti-demokratik bir yapı!


KAYNAK: http://www.bcpistanbul.org/index.php?option=com_content&task=view&id=107&Itemid=180

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder